Yapay zekâ destekli işe alım sistemleri, Avrupa’da ciddi bir etik tartışmanın merkezine oturdu. İtalya ve Hollanda’da faaliyet gösteren çok uluslu bir insan kaynakları şirketi, iş başvurularını değerlendirmek için kullandığı yapay zekâ yazılımı nedeniyle onlarca kişiyi daha mülakata bile çağırmadan eledi. Üstelik bu elemenin, adayların yalnızca özgeçmişinde yer alan bazı anahtar kelimelere dayanarak yapıldığı ortaya çıktı.
Red alan adaylar, sistemin eğitim geçmişi, doğum yılı, medeni durum ve hatta mezuniyet tarihi gibi kişisel verileri yorumlayarak onları “uygunsuz aday” olarak sınıflandırdığını iddia ediyor. Gelen tepkiler üzerine firma, sistemin tamamen otomatik çalıştığını ve insan müdahalesi olmadığını kabul etti. Bu açıklama, Avrupa İnsan Hakları Şartı ve AB’nin yeni Yapay Zekâ Yasası (AI Act) kapsamında büyük bir soru işareti yarattı.
Özellikle İtalya’daki bir vakada, yapay zekâ algoritmasının, 25 yaş altı mezunları “deneyimsiz” diye reddettiği, 45 yaş üstü adayları ise “emekliliğe yakın, uyum zayıf” olarak etiketlediği iddia edildi. Bazı başvurular ise yalnızca doğum yerinde “Balkanlar” yazdığı için elendi.
Bu gelişmeler üzerine Avrupa Komisyonu, konuyla ilgili ön inceleme başlattı. AB Komisyonu’nun Dijital Haklar Ofisi, algoritmalarla işe alım sürecinin “şeffaflık ve eşitlik” ilkelerine aykırı olabileceği yönünde ilk raporunu hazırlıyor.
Türkiye’de de benzer sistemler devrede mi?
Türkiye’de faaliyet gösteren pek çok uluslararası firma, işe alım süreçlerinde yapay zekâ tabanlı ön değerlendirme sistemlerini kullanıyor. Uzmanlar, bu sistemlerin çoğu zaman cinsiyet, yaş ve okul geçmişi gibi önyargılar içeren parametrelere dayanabildiğini söylüyor. Hatta bazı firmalarda CV’ler önce yapay zekâ filtresinden geçiyor, insan gözünün önüne ancak ondan sonra geliyor.
İK danışmanı Gülay M., “Son dönemde bazı büyük teknoloji firmalarının, başvuruların %80’ini hiç insan görmeden elediğini biliyoruz” diyerek algoritmaların tarafsız olmadığını vurguluyor.
Avrupa’dan Türkiye’ye sıçrayacak bir kriz mi?
Eğer AB bu olayda sorumluluk tespit eder ve yaptırım uygulamaya başlarsa, benzer sistemleri Türkiye’de kullanan firmalar da dikkatli olmak zorunda kalacak. Çünkü yapay zekâ kaynaklı ayrımcılık, sadece etik değil, aynı zamanda hukuki bir sorun olarak da büyüyor.
Bu olay, teknolojinin sınırlarını ve insan merkezli sistemlerin neden hâlâ vazgeçilmez olduğunu bir kez daha gösteriyor.